01/24/2020
AnasayfaYAZILARKuralsız, kirli ve sinsi bir oyunda Türkiye ne yapmalı/yapmamalıdır..

Kuralsız, kirli ve sinsi bir oyunda Türkiye ne yapmalı/yapmamalıdır..

Türkiye

Güne hangi şaşırtıcı olayla kalkacağımızı bilemez durumdayız.

Dünya gündemi öyle hızlı ve şaşırtıcı gelişiyor ki…
Olmaz’lığın olmadığı, her şeyin olur’laştığı bir süreçteyiz.
Herkes herkesle düşman/ dost, herkes herkesle müttefik/muhalif olabiliyor.
İki devlet bir tarafta işbirliği içindeyken, başka bir olayda karşıt olabiliyor.
Ülkesel menfaatler için herkes herkesle görüşebiliyor, konuşabiliyor ve hakeza savaşabiliyor da…
Küresel Gücün başat aktörü ABD bile bu realite çerçevesinde hareket edebiliyor ve katı bir dost/düşman refleksi içinde davranmıyor.

Hatta diliyle tehdit ederken beyniyle uzlaşabilirim de diyebiliyor. “Yeter ki menfaatlerime halel gelmesin veya maksimize edebileyim” yaklaşımında.

Bugün Putin Suriye’de Esad’la görüşüyor.
Oradan Türkiye’ye geldi yarın görüşme yapacak.
Trump Suudi  Savunma Bakan Yardımcısıyla Beyaz Sarayda fotoğraf veriyor.
Libya’da Sirte, Trablus hükümeti için çatışan bir ekibin taraf değiştirmesi sonucu düşüyor ve Hafter’in eline geçiyor.

Suriye/İdlib’de birlikte hareket ettiğimiz Rusya, Libya’da Hafter’i destekliyor.
Şuanda intikam yeminleri eden, ağıtlar yakan, matem tutan İran, perde gerisinde Amerika’lılarla görüşmeler yapıyor.

Türkiye Hal böyleyken ne yapmalı/yapmamalı…

Soğukkanlı diplomasi,
Akıllı ve akılcı hareket,
Bir taraf olurken her tarafla da iletişimin ihmal edilmemesi,
Olay ve sorunlarla ilgili çok boyutlu-her boyutlu olabilirlik düşüncesiyle yaklaşım,
Olmazsa olmazlık içinde olmamak,
Aynı olay ve duruma dair A-B-C…. gibi alternatifli planlar,
Olay ve sorunla ilgili refleksten önce kendi artı ve eksilerini çok iyi değerlendirmek,
Oyun içindeki oyunları iyi ve doğru okuyup, kuralsız oyunu gereği gibi oynamak…
Meşruiyet hamasetinden ziyade; acı, zor ve sevimsiz de gelse, olması gereken gibi hareket etmek…

Somutlaştırırsak;

İran-ABD krizinde ülkesel menfaatler için ne yapabiliriz, nasıl zarar görmeden veya karlı çıkabiliriz, Türkiye’nin varlık, güç ve etkinliğini nasıl maksimize edebiliriz şeklinde davranmalıyız.

Mesela Kuzey Irak, Suriye ve Libya’da artı konuma nasıl geçeriz gibi…
Libya’da ne yapacaksak çok hızlı hareket etmeliyiz. Yoksa her şey için çok geç kalınmış olur.
Aynı zamanda bölgedeki aşiretlerle iletişim sağlamalıyız.
Hatta Hafter’le olmasa da; destek veren yerel güçlerle ve aşiret liderleriyle konuşmalıyız.
Gerekirse çok hızlı ve seri bir hareketle Hafter’e ağır bir darbe vurmalı, Berlin Konferansı öncesi  Hafter’in arka planı ciddi zayıflatılmalıdır.

Trablus Hükümeti askerleri içinde ihtilaf ve fitne minimize edilmeli ve hatta Hafter güçleri içinde ihtilaf, geri dönüş ve kargaşa çıkartılmalıdır.

Kuralsızlığın hakim olduğu Libya’da oynanan oyunu, meşruiyet kaygısına girmeden bozmalıyız.
Suriye konusunda ülkesel menfaatlerimiz gerektiriyor ise; Ki bunun gerekliği artık görünür hal almıştır. Esad’la görüşmek, resim vermek ve sıkı bir iletişime geçmekten imtina etmemeliyiz.

Artık aracısız görüşmeye başlamalıyız.
Çünkü sığınmacı sorunu belimizi büküyor ve ne yazık ki; İdlib patlarsa, üç milyon sığınmacı yine kapımıza dayanacak.

Bu yüzden de İran ve Rusya ile başlattığımız Astana Sürecine riayet etmeli ama onunla yetinmeyip, doğrudan Esad-Suriye Rejimiyle görüşmeli, sorunların halline katkı sağlayacak en küçük resmi/gayrı-resmi alternatifi gözardı etmemeliyiz.

Silahlı Kuvvetlerimizle ilgili yurt dışı harekat ve operasyonlarda çok iyi plan yapmalıyız. Çünkü çok fazla ülke ve coğrafyada askeri hareket ve üs’lenme içinde olurken çok dikkatli davranmak zorundayız.

Evet çok şükür; güçlü, cesur ve kahraman bir ordumuz var. Ama bu bizim stratejik, akıllı ve dikkatli davranmamızı ihmal ettirmemeli, sakın ola ki; rehavete düşürmemeli ve  ihmale sevk etmemelidir. Çünkü tarihe baktığımızda görürüz ki; büyük, kahraman ve başarılı orduları kötü planlama, güçlülük gururu ve rehavet mahvetmiştir.
Milli, ülkesel menfaatlerimiz, Türkiye Cumhuriyeti toprak bütünlüğü ve devletin bekası kırmızı çizgimizdir.
Sınırlarımız ötesinde cereyan eden olay, savaş ve sorunlarla ilgili taraf/tarafsızlık durumunda, kırmızı çizgimiz var, sözümüz var, olmazsa olmazımız var… gibi hareket etmekten ziyade oyunun gidişatına göre refleks geliştirmeliyiz.

ABD’nin bile dün ak dediğine bugün kara diyebildiği bir dünya ve koşulda kimse kusura bakmasın da, bizim nuh der peygamber demez tavrımız sadece bizi yalnızlaştırır ve kaybettirir.

Küresel, bulanık, kirli ve sinsi bir savaş cereyan ediyor.
Ve doğrudan veya dolaylı, biz de bunun az veya çok içinde ve kimi durumda göbeğindeyiz.
Harpte hile caizdir sözü çok sevimli gelmese de; bazen isteyerek bazen istemeyerek de olsa her türlü enstrüman, söz, söylem ve eylemi serdetmekten geri durmamalıyız.

Maalesef günün koşulları bunu gerektirmektedir.
Artık önce savaşıp mevzi edinen, herkesle iş tutabilen, her an taraf değiştirebilen, aynı anda çok tavır sergileyebilen sonra da artık hadi masabaşı denen bir diplomasi yaşanıyor.

İşte bu yüzden; “ben filan liderle konuşmam, o katil.
Falanca devletle görüşmem, o kötü,
Feşmekan ülkenin başkanıyla görüşmem, o önceki başkana ihanet etti” gibi bireysellik içerikli davranış ve yaklaşımlar olmaz, olamaz ve sadece kaybettirir.

Bazen…

Yazının devamını okumak için bağlantıya tıklayın: https://ogunhaber.com/yazarlar/cengiz-aygun/kuralsiz-kirli-ve-sinsi-bir-oyunda-turkiye-ne-yapmali-yapmamalidir-100373m.html

YAZI ETİKETLERİ:
TAKİP EDİN:

İran-ABD kavgasınd
Trump-Hamaney, İran

info@cengizaygun.com.tr

Bu Yazarı Değerlendir:
HİÇ YORUM YOK