04/09/2020
AnasayfaYAZILARRusya’dan ‘Kadim Dost’ olur mu..

Rusya’dan ‘Kadim Dost’ olur mu..

Rusya

Son 250 yıl savaşla geçti.

Savaşılmayan küçük ara dönemler ise Türk topraklarında kışkırtma, provokasyon ve ayaklanma faaliyetleri devam etti.
En dostane görünen dönemlerde bile emellerinden asla vazgeçmedi.
Kimden mi bahsediyorum.?
Tabi ki Rusya’dan…

Daha eskiye gitmeyeceğim.
Ama son iki yüzyıldır Rusya’nın emel, istek, gizli/açık husumetinde bir değişiklik yok.
Şuanda “kadim dost” tanımlamalarıyla hitaplar oluşsa da; gerçekten buna inanıyorsak, sadece kendimizi kandırmış oluruz/oluyoruz.

Muhacerat yani Göç…
Göçe maruz bırakılanlar için de, göçün hedefi olan ülke için de en büyük sorun.
Dramatik, trajik ve soykırımsal bir olgu.
Göç edilen ülke için demografik bir problem.
Günümüzde elli bin, yetmiş bin, yüz bin sayılarda mülteci/sığınmacı almak zorunda kalan koca koca Avrupa ülkelerinin feveran ve feryatlarını görünce olayın vahametini daha iyi idrak edebiliriz.

Peki, günümüz dünyasının en büyük sığınmacı akınıyla karşı karşıya kalan ülke kim.?
Beş-altı milyon mülteci/sığınmacı almak zorunda kalan Türkiye/Anadolu.
Ve hatta çok yakın zamanda İdlib’den gelmesi olası iki-üç milyon mülteci riski de cabası…

Gelin bir de 18 ve 19. yüzyılda mülteci/sığınmacı hareketine ve buna neden olan sebeplere bakalım.
1783 Çarlık Rusya’sının Kırım’ı ele geçirmesiyle başlayan Kırım-Tatar göçleri,
1. Dünya Savaşına kadar yaklaşık 2,5 milyona yaklaşan Çerkes göçleri,
1828-29 sonrası başlayan Gürcü göçleri,
Sonra Bulgaristan’dan, Afganistan’dan gelenler,
Sonra Balkanlardan gelenler,
Tüm bu göçlerin sebebi kim…
Tabi ki Rusya..

Hatta İkinci Dünya Savaşı sonrası Kafkasya’dan, Kazakistan’a, Sibirya’ya ve Sovyetler Birliği’nin farklı bölgelerine sürgün edilen Kafkas-Müslüman halkların durumu zaten herkesin, tüm dünyanın malumu.

Sürgün esnasında insanların yarısının ölmesi/öldürülmesi ayrı bir dramatik vakıa.
Düşünün; 1878-79 savaşı (93 Harbi denilen savaş) sonrası göçe zorlanan Çerkeslerin bir milyona yakını bu muhacerat esnasında açlık, hastalık, işkence ve kötü muamele nedeniyle hayatlarını kaybediyor.

Bu vahşetin, soykırımın, demografik değişimin, gayrı insani muamelenin sebebi kim…
Tabi ki Rusya..

Hatta 1831 de Türkiye’ye gelen ve bugün Polenezköy dediğimiz yerde bir kısmı hayatını devam ettiren Polonyalı göçü var.
Bunun nedeni de yine Rusya.

Kısaca ve özetle son 150 yıl içinde Anadolu’ya göçün en büyük nedeni bu ülke.
(Bu dönemde gelen ve şu anda ülkemizin temel taşı mesabesinde olan vatandaşlarımızla ilgili olumsuz bir şey söylediğimi sakın düşünmeyin. Sadece bu dramatik tarihsel hadisenin oluşumunda Rusya’nın gözü dönmüşlüğüne vurgu için hatırlatıyorum)

Peki bugün Suriye’den sığınmacı akınına uğramamızın nedeni hangi ülke…
Amerika, Avrupa, Esad Rejimi…
Ama emin olun ana aktör yine Rusya..
Huylu huyundan vazgeçmez denir.
Rusya da böyledir.
İki-üç yüzyıl önce stratejisi “böl-parçala-yut” idi.
Bugün ise; “Non Linear War yani Kirli Savaş yani Bulanık savaş yani Hibrit Savaş”
Geçmişteki taktiğinin günümüz şartlarına uyarlanmış, teknoloji ve bilişimle soslanmış/cilalanmış ve ama değişmeyen mantalite ve emellerle sahneye sürülmüş hali…

Değişen hiçbir şey yok.
Akrep misali; Rusya’nın “huyu bu”…Geldiğimiz noktada Türk-Rus ilişkilerine bakınca…
Ticari açıdan; inşaat yapıyoruz, domates-biber satıyoruz, turist ağırlıyoruz, Laleli’den bavul ticareti yapıyoruz.
Ve buna benzer şeyler…
Ama biz; Rusya’dan doğalgaz alıyoruz, petrol alıyoruz, Nükleer Santral yaptırıyoruz, Savunma sistemi alıyoruz, silah ve mühimmat alıyoruz…

Kıyas mı yapayım.?
Gerek var mı sizce….
Kanımca Putin kendi ülkesi için bir koyup ve hatta koyar gözüküp ama koymadan üç alıyor, dört alıyor.
Biz ise uçak krizinde bile domates-biber-patlıcan diyoruz.

900 km sınırımız olan ülkedeki iç savaşta belirleyici başat aktör oluyor; biz ise komşumuz ülkeyle ancak Rusya üzerinden iletişimde bulunabiliyoruz.

Adam gelip burnumuzun dibine yerleşiyor, kendi savunma sistemini kuruyor, kendinden izinsiz uçak uçurtmuyor; biz ise beş-altı milyon sığınmacıyla muhatap oluyor; ekonomik, demografik, güvenlik sorunlarıyla baş etmeye çalışıyoruz.

Savunma füze sistemi satıyor; güya bizi seviyor ve “dostluk eli” uzatıyor.
Biz ise hem bunları kurmakta zorlanıyoruz hem de sırf bu yüzden ABD ve AB’nin yaptırım ve ambargolarına muhatap oluyoruz.

Akdeniz’de; yani bir zamanlar “Türk Gölü” olan yerde, güney Mavi Vatanımızda, en doğal ve coğrafi hakkımız olan yerde maruz kaldığımız haksızlığa ve saldırıya karşı doğal olarak, dikiliyoruz.

Bir de ne görelim…
Mücadele ettiğimiz Rum Kesimi’nin, Yunanistan’ın, İsrail’in, Mısır’ın arkasından yine Rusya çıkıyor.
Yapılan oldu bittiye ve Doğu Akdeniz’deki “enerjik” saldırıya karşı elimizi güçlendirmek için Libya ile bir mutabakat yapıyoruz.

Libya resmi devletine saldıran Hafter Güçleri karşımıza çıkıyor.
Arkasına bakınca yine Rusya var.

Ve yine Rusya ile konuşalım diyoruz.
Konuşmaya başladığın anda muhataplık oluşuyor ve bu durum tam da Rusya ve Putin’in isteği.

Suriye ile ilgili, “senin ne işin var bu topraklarda” desen, “resmi Suriye hükümeti beni davet etti” diyerek uluslararası meşruiyet sağlıyor, kendisine.

Libya’da resmi hükümetle anlaşan biziz ve “Resmi Trablus hükümetiyle anlaşma yaptım ben. Başka kimseyle muhataplık etmem” demiyor; Rusya ile bir konuşalım bakalım, diyoruz.

Daha hangisini sayalım ki…
Bitmez bitmez…
19. Yüzyılda ve bugün Suriye üzerinden yaşadığımız muhacerat ve sığınmacı hadiseleri bile Rusya’nın sinsi yüzünü, kirli emellerini, yok olmayan düşmanlığını, dost görünümlü hasımlığını aşikare şekilde gösteriyor.

Türk-Rus ilişkisinde kazanan var mı…
Var; Rusya.
Biz ne kazanıyoruz..
Ben ne kazandığımızı göremiyorum, göremedim.
Lütfen gören, bilen varsa bir adım öne çıksın ve bizi de aydınlatsın.
Olmaz arkadaş olmaz.
Ayıdan post…

Yazının devamını okumak için bağlantıya tıklayın: https://www.ogunhaber.com/yazarlar/cengiz-aygun/rusyadan-kadim-dost-olur-mu-100312m.html

YAZI ETİKETLERİ:
TAKİP EDİN:

Küresel hakimiyet s
Hakem kararlarıyla

info@cengizaygun.com.tr

Bu Yazarı Değerlendir:
HİÇ YORUM YOK