AnasayfaYAZILARDolaştım Anadolu’yu..

Dolaştım Anadolu’yu..

Anadolu

Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı… Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları, önde uzun bir kışın soldurduğu etekler, sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler…

Faruk Nafiz Çamlıbel’in “Han Duvarları”ndan bu sözler aklıma geldi, Erzincan’a vardığımda…

Anadolu’daydım…

Cefakar, vefakar, bazen isyankar ama mütevekkil, samimi, misafirperver “Anadolu” topraklardaydım.

Sıcak İstanbul’dan geldim; buz gibi ve tertemiz havasını soluyordum, hafiften üşüyerek Erzincan’ın.

Gümüşhane’ye geçtim…

Anadolu

Orası da bambaşka bir özellik barındırıyor kendi içinde.

Kelkit, ayrı bir alem,

Karaca Mağarası İlahi  ihsan bir mimari mucize…

Anadolu

Mimarların henüz erişemediği nokta ve adeta nabit bir mühendislik harikası, bahşedilmişlik…

Poske Dağı, tipi, kar ve üşüyerek yaşanan doğal huzur…

Her köşesinde ettiğim bin şükür.

İlham veren doğal güzellik, cennet-i ala bir vatan ve unuttuğumuz şükrü hatırlatan bir tefekkür.

Yorucu ama yormayan bir yoğunluk sonrası akşam dostlarla sohbet.

TV izlerken görüyorum; “Antalya’da hala denize giriliyormuş”.

Poske Dağının karından henüz gelmişim ve dilimden dökülüyor; “Allah’ım sen bize ne güzel bir Anadolu bahşetmişsin de, biz şükründe değiliz..”

Sonra Trabzon…

Kendine has doğallığı ve fevri sıcakkanlı insanları…
Hamsiköy Sütlacı; hala tadı damağımızda.

Sonra Giresun,

Anadolu

Görele ilçesinde Mendirekte kahve sonrası gittiğimiz Kemençe evinde  Kemençe’nin menşeinin Görele olduğunu öğrenmenin şaşkınlığını yaşıyoruz.

Daha sonra Ordu ve Samsun…

Anadolu

Samsun’da güzel insanlarla  akşam yemeği, sohbet ve Milli  Mücadele’nin başlangıç noktası Samsun’un tarihsel özelliğine derin muhabbet.

Deniz kenarında ufka bakarken, bir başka heyecan ve derinlik hakim ruhlara; Mustafa Kemal’in Bandırma Vapurunu karşılamaya gitmişiz adeta.

Sonra Epceli Köyü…

Afrin Şehidimiz Burak Çeviker’in ruhundan istimdat ediyoruz; ona Fatiha okuyup minnetimizi sunarken…

Anadolu

Gözümüz yaşarıyor; taze fidan merhum Burak için… Ama gururumuz kabarıyor bu vatan namına.

Dilimden dökülüyor;

Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, Toprak eğer uğrunda ölen varsa, vatandır.” mısrası…

Ruhun şad olsun Anadolu’nun güzel evladı ve bir ananın kuzusu; Burak Çeviker…

Sonra yola revan oluyoruz.
Ankara’ya vasıl olmak için…
Sık sık duruyoruz yol güzergahında.

Çünkü her kilometrede farklı bir hava, farklı bir atmosfer, farklı bir kendine haslık var.

Baktıkça bakıyorum, farkediyorum ve duygulanıyorum.

Hayıflanıyorum sonra; “Neden şehrin, siyasetin ve kesif koşturmacanın girdabından çıkarak Anadolu’ya sık sık gelmiyorum” diye.

Ve Başkent Ankara.
Biraz kasvet mi basıyor ne içimi…
Galiba öyle.

Çünkü Anadolu’nun amatör ruhunun kattığı doğallık, sanki yerini İstanbulvari bir kısır döngü cenderesine terketmiş.

Olsun, başkent  anları keyifliydi yine de…
Güzel Dostlarla sohbet ettik, güzelce…
Herzamanki gibi gece gündüze karıştı yine…
Söz vermiştim ve Hatay’a gitmeyi istemiştim,
Gidemedim, yine nasip olmadı.

(Ha… unutmadan söylemeliyim. Ankara’da Hatay Günleri başladı ve Pazar gününe dek sürüyor. Ankara’da yaşayan tüm okurlarım davetlimdir. Nefis Hatay künefesinin ve bu mistik, tarihi ve mozayik gibi şehrin doğal tatlarına varmak için Hassa Belediye Başkanı Sevgili kardeşim Abdurrahman Demirel’in şahsıma yaptığı daveti sizlere de ikram ediyorum.)

Ama kasvetli Ankara’nın kasvetsiz güzelliğiyle “hadi bismillah” diyerek İstanbul’a dönüş dedik…

Aklıma Yahya Kemal geldi bir an.
Hani sormuşlar ya; Ankara’nın nesini seversin; “İstanbul’a dönüşünü” demiş.

Anadolu’dan dönüşün burukluğu da olsa; açıkçası biraz ben de öyle olmadım değil.

Çünkü Anacığım ve tüm aile İstanbul’da…

Bu arada Kastamonu’lu olmam hasebiyle…

Yazının devamını okumak için bağlantıya tıklayın: https://www.ogunhaber.com/yazarlar/cengiz-aygun-bir-portre/dolastim-anadolu-yu-10409m.html

YAZI ETİKETLERİ:
TAKİP EDİN:
Siyaset kazanı kayn
Ekonomik ve siyasi k

info@cengizaygun.com.tr

Bu Yazarı Değerlendir:
HİÇ YORUM YOK

YORUM YAP